KOMPOZİSYON YARIŞMASI ÖDÜLLERİ

1.Eser

CUMHURİYET

 Mustafa Kemal Atatürk'ün 28 Ekim 1923 günü akşam yemeğinde ' Efendiler ! Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz.' sözünün ertesi gününde gerçekleşen cumhuriyetin ilanı devletin şeklinin değişmesinin yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti'nin de habercisidir. Cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyeti'nin hedefindeki çağdaş uygarlığa ulaşmasında atılan en esaslı adımdır bekli de; egemenliğin ulusa ait olması seçtiği temsilciler aracılığıyla sürdürülmesi ise bunun en açık göstergesidir. Diğer yandan tarihsel süreç göstermiştir ki demokratik bir olma amacını taşıyan Türkiye için ideal devlet şekli ileri görüşlü bir anlayışla seçilen cumhuriyettir. Cumhuriyet, ilanının ardından toplum, eğitim, kültür, ekonomi ve hukuk gibi alanlarda uzun süren savaşlar sonucu altüst olmuş ülkede Batı'nın modernliğine benzer fakat taklitten kaçınılan birçok yenilik getirilmiştir. Devletin yeni şekli, ihtiyaç duyulan inkılapları gerçekleştirmek için uygun zemin teşkil etmekteydi çünkü kalıcı nitelikte bir uygarlık düzeyi elde etmek için yeniliklerin halka zorla benimsetilmemesi, halkın iradesiyle kabul edilmesi gerekiyordu.

 Mevcut anayasamızda devletin şeklinin cumhuriyet olduğu belirtilmiş devamında insan haklarına saygıyı, toplumun huzurunu düşünmeyi, milli dayanışmayı, adaleti, demokrasiyi, laikliği cumhuriyetin nitelikleri olarak belirtmiştir. Bilhassa anayasamız demokrasiyi de cumhuriyetle ayrılmaz bir kavram olarak belirtmiştir zira demokrasi ve cumhuriyet birbirini tamamlayan anahtar kilit olarak da tasvir edilebilir. Her cumhuriyetin demokratik bir rejim olma zorunluluğu yoktur ancak demokratik bir toplumun kişi hak ve özgürlükleri cumhuriyet ile güvence altına alınabilir. Demokrasi ve cumhuriyet ilişkisinden bahsettiğimizde insan hakları da bu kapsamda bahsedilmesi gereken konulardır. İnsanın, insan olduğu için sahip olduğu bu haklara verilen önem için bir ülkede cumhuriyet ve demokrasi kültürünün ne kadar geliştiğinin göstergesidir diyebiliriz. Unutmamalıdır ki 'İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti' olma saikına sadece anayasaya yazılarak ulaşılamaz, eğer insan haklarına saygılı olunacak ise ülke içindeki eylem ve uygulamalar da bunu destekler nitelikte olmalıdır. Aksi halde ortaya bir muamma çıkacaktır. Yaşama, özgürlük ve güvenlik, kişi dokunulmazlığı, din ve vicdan özgürlüğü gibi hakların yanında düşünceyi araştırma ve yayma, ifade özgürlüğü, adil ve elverişli koşullarda çalışma, seçme ve seçilme hakkı gibi korunması gereken ve tahdidi olarak sayamadığımız nice hakların güvencesi demokratik bir toplum içinde korunmalıdır. Tabi bu hakların güvencesi kamusal alanla sınırlı olarak değil toplumsal hayat için de gözetilmelidir. Günümüz koşullarında cumhuriyet rejimi, statik olmayıp hala yeniliklere en fazla uyum sağlayabilen devlet şeklidir. Yani cumhuriyet anayasada lafız olarak kalmayıp dinamizmiyle de ruh bulabilen devlet şeklidir. Atatürk 'Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.' sözü ile cumhuriyetin kıymetini vurgulamıştır. Öyleyse cumhuriyet bir hazine değerindedir, bu hazine de korumaya muhtaç olarak Türk milletine bırakılmıştır. Geçmiş ile günümüzü mukayese ederek cumhuriyetin anlam ve önlemini rahatlıkla kavrayabilecek olan milletimize düşen görev ise onu korumak olacaktır.

 Aslıhan BÜYÜKİŞLER

 


 

 

2,Eser

CUMHURİYET ve TÜRKİYE

  Cumhuriyet ve Türkiye kelimelerini yan yana koyduğumda aklıma ilk gelen kavramdan başlamak istiyorum: Yeniden doğmak. Cumhuriyetin tanımı tek olabilir ancak her ülkeye, yaşanmışlıklara göre anlam kazanır. Türkiye için de yeniden doğmaktır cumhuriyet. O dönemleri yaşamayan biri olarak düşündüğüm zaman dinin otorite kurmak için kullanıldığı, modern yaşamdan habersiz bir milletten haklarını eline almış yeniliklere açık bir millet nasıl yaratılır tahmin edemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk ve destekçilerine sonsuz saygımın bir nedeni de bu imkansızlıkları mümkün kılmalarıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadele döneminde attığı her adımda halkın desteğinin ve sözünün yer almasını hedeflemişti. Böylece TBMM kuruluşunun ardından karşılaştıkları sorunlara rağmen birçok yenilikle birlikte en büyük siyasi devrim olan Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çağdaş medeniyet seviyesine, özgür ve refah topluma ulaşılacağını öngören Atatürk, bunu şu sözleriyle belirtmişti: ‘’Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlarda esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.’’

 Elbette padişah yönetiminde, dini baskılarla sıkışıp kalmış, geçinebilmek derdinde olan bir topluma cumhuriyetin getirdiği özgürlüğü, hakları benimsetmek kolay olmadı. Birçok karşıt düşünceyle, tepkilerle mücadele edildi. Ama Türk milleti mücadeleci, özgür ruhlu bir milletti ve kesinlikle ‘’Türkiye Cumhuriyeti’’ var olmalıydı.

 ‘’Memnuniyetle görmekteyiz ki cumhuriyet rejimi, yurdumuzda huzur ve rahatın en iyi yerleşmesini sağlamış bulunuyor. Vatandaşlar ve bu yurtta oturanlar, cumhuriyet yasalarının eşit şartları altında kendileri için hazırlanan özgürlük, refah ve mutluluk imkanlarından en üst derecede yararlanmaktadır.’’ (Mustafa Kemal ATATÜRK’ün notlarından).

Günümüzde her ne kadar cumhuriyetin kazandırdıkları unutulup lekelenmeye çalışılsa da Türkiye Cumhuriyeti’nin var olması büyük bir şanstır. Çünkü geçmişteki yaşam biçimini düşünürsek ancak cumhuriyetle birlikte ‘’insan’’ gibi yaşamak tabirini kullanabiliriz. Kendimiz ve gelecek nesiller için gelişimi, mutluluğu, demokrasiyi, toplumca çağdaş ve özgür yaşamı istiyorsak bu kıymetli emaneti sonuna kadar korumamız ve cumhuriyetin önemini insanlara fark ettirmemiz gerekir.

Sonuç olarak bırakalım geçmişi, şu anda dünyada hala cumhuriyet rejimini benimsememiş ülkelerin durumlarını göz önüne alırsak bir toplumun varlığı için cumhuriyet her şeydir. Yazımın içeriğinde sık sık yer verdiğim gibi bitirirken de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı ve önemi konusunda en büyük söz sahibi olan Ulu Önder Atatürk’ün sözünden bahsetmek istiyorum: ‘’Ey yükselen nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.’’

 Bengü DOĞU


 

 

3. Eser

SONSUZLUĞUN ANAHTARI

Cumhuriyetin ne olduğu sorulduğunda hepimizin ezberinde olan birkaç cümle belirir hafızalarımızda. Nedir o cümleler? Cumhuriyet, devleti yöneten ve halkı temsil eden isimlerin belli seçim dönemlerinde halktan aldığı oylarla başa geldiği yönetim şeklidir. Evet, cümleler doğru söylüyor olabilirler fakat cumhuriyetimiz hakkında bu kadar yüzeysel bilgilerle yetinmemiz doğru değildir. Çünkü ne gibi bir zenginliğe sahip olduğumuzun bilincinde olamazsak nelerden mahrum bırakıldığımızın, neleri kaybettiğimizin de farkında olamayız.

Ülkemizi elimizden alıp sömürgeleri haline getirmek için her şeyi yapan itilaf devletleri karşısında yönetimini elinde bulundurduğu ülkenin günden güne  eriyişine hiçbir şey yapamadan aciziyet ile seyirci kalan otoriter bir rejimin yaşandığı günlerdi. Hiçbir zaman bağımsızlığından ödün  vermemiş  olan aziz milletimiz için bu kabul edilemez bir durumdu fakat bağımsızlı ateşine yön verecek bir lidere ihtiyaçları vardı. Bu zorlu görevi üstlenme cesaretinde bulunan kişi tarihte adı altın harflerle yazılı olan Mustafa Kemal Atatürk’tü. Akan onca şehit kanı ve verilen onca çetin imtihanlara rağmen milletimiz vatanını elinde tutmayı başardı. Bağımsızlık kazanıldı ve yeni bir devletin kurulma arifesine gelindi. Mustafa Kemal, milletin topyekûn bir halde gösterdiği üstün vatanperverliğiyle küllerinden yeniden doğurduğu ülkesinin egemenliğini de kendinin üstlenmesinin gerekliliğine inanıyordu. Bu doğrultuda dünya üzerindeki ülkelerde uygulanabilecek en insancıl ve demokratik rejimlerden biri olan cumhuriyeti ilan etti. Avrupa’nın çok daha ağır bedeller ödeyerek kavuştuğu bu rejime biz ulu önderimiz sayesinde kısa yoldan kavuşmuş olduk. Siyaset bir hanedanlığa ait olmaktan çıktı ve çarklar tersine dönmeye başladı. Halk devlet içindir zihniyeti çürüdü devlet halk için vardır fikri filiz vermeye başladı. Otoriter rejimin basık havasından çıkan millet için kendi geleceğini kendisinin tayin etmesi  gerçekten büyük bir olaydı. Cumhuriyetin ilanının ilerleyen zamanlarında ise bu rejimin gereklerinden biri olan laik devlet düzenine kavuşuldu. Devletin dini yoktur ibaresiyle her dine eşit mesafede duruldu, din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Din, vicdan ve ibadet cumhuriyetin güvencesi altına alındı. Hiç kimse dininden ve düşüncesinden dolayı kınanamaz duruma getirildi. Öncesinde adeta devletin malı konumunda olan halka medeni kanun ile yasalar çerçevesinde geniş hak ve özgürlükler tanındı. Yeni kurulan devletimizin ihtiyaçları için adeta biçilmiş bir kaftan olan cumhuriyet, tüm bunların doğal sonucu olarak Türkiye içinsıçrama tahtası görevi gördü ve ülkemizin dünya sahnesindeki yerini almasında büyük katkısı oldu.

Geriye dönüp baktığımızda aradan bir asra yakın bir zaman geçti. Bu süreç boyunca Mustafa Kemal’in ‘’en büyük eserim’’ diye nitelendirdiği cumhuriyetin, ilkelerine sadık kalınarak özünün yaşatılması için çaba sarf edildi. Şimdi bize düşende Ata’mızın genç emanetçileri olarak bu engin zenginliğin her zerresini sahiplenip sürekliliğini sağlamak ve Atatürk ilke ve inkılaplarının gösterdiği yoldan şaşmamaktır. Ancak o zaman her alanda eşitliğin sağlandığı, insanların birbirine olan saygısının arttığı ve cumhuriyetin en temel yapı taşlarından olan özgürlüğün tam anlamıyla görülebildiği bir Türkiye olarak bu topraklarda varlığımızı sonsuza dek devam ettirebiliriz.

   Melih BULGUR